20 Ocak 2015 Salı

Endülüslü Muhyiddin İbn Arabi

Muhyiddin İbn Arabi


Abū `Abd Allah Muhammad b. `Ali b. Muhammad b. al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) KısacaMuhyiddin ibn Arabi de denir (d. 1165 - ö. 1240[1]). Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairidir.

Hayatı

Muhyiddin İbn-i ArabiMuvahhidun döneminde, 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), Endülüs'te (bugünkü İspanya) doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı.
İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. Hakkındaki kayıtlara göre İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilen İbnu'l-Arabi, halvetinden keşf yoluyla edindiği çeşitli bilgilerle çıkmıştır.
Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. ŞamBağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü.1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.
Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'deİşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.
1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘SadeceNefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir’ dedi.
Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzünün İbn Arabi'nin bakmaktan utanacağı kadar güzel olduğu söylenir.
1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir.
Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalanıp okuma kabiliyyet'ini kaybetti. İki yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen(ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır.
1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı.
1204'de MedineMusulBağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevî’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti. Orada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı.Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı.Şam'da kendisinin Fütuhat'tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus'u kaleme aldı(627/1230). İbn Arabi bu eseri rüya'sında Peygamber'den ümmetine aktarmak üzere aldığını belirtir. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun dağı eteğindedir. 1516 yılında I. SelimŞam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi. Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır.

Muhyiddin İbn Arabi ve Ekberi Öğretisi


Varlık birliği
 (Vahdet-i Vücud) öğretisinin baş sözcüsü olmakla birlikte kendisinden sonra Vahdet-i Vücud görüşünü benimseyen sufiler için Muhyiddin İbn Arabi'nin lakaplarından olan Şeyh-i Ekber'e atıfla Ekberî sıfatı kullanılmıştır. Her ne kadar varlığın bir olduğunu kabul etmiş olsalar da Ekberi sufiler kimi görüşlerinde farklılıklar sergilemişlerdir. Örneğin Abdülkerim el-Cili ve Sadreddin Konevî her ikisi de Ekberî olmakla birlikte özgün görüşleri de olan ve başlı başına bir sufi metafiziği ve felsefesine sahip olan düşünürlerdir.Ana madde: Ekberilik

İbn Arabi'ye Yönelik Eleştiriler

Muhyiddin İbn Arabi'ye karşı öğretisini benimseyenlerce Şeyh-i Ekber (en büyük şeyh), öğretisine karşı çıkanlar veya düşmanları tarafından Şeyh-i Ekfer (en kafir şeyh) gibi birbirine taban tabana zıt lakapların verilişi, Muhyiddin İbn Arabi'nin İslam tarihinde üzerine en sert tartışmaların yapıldığı kişilerden biri hatta en ünlüsü olduğunun da bir göstergesidir. Öğretisini benimseyen birçok sufi/filozoflara göre Muhyiddin İbn Arabi diğer sufilerin yaşadıkları ve bildikleri ancak toplumsal, teolojik gerekçelerle sözünü etmekten kaçındıkları bir durumu ilk ifade edenlerden biridir. Esasen Muhyiddin İbn Arabi de öğretiyi kendisinin keşfettiğini asla söylememiş tersine diğer sufilerin bu hallerini kendisinin açıkça ifade eden ilk kişi olduğunu belirtmiştir. Bu açığa vurmanın sebebini de Fusus adlı eserinde kendi iradesine değil peygamberin doğrudan emrine dayandırmıştır.
İbn Arabi varlığın birliği dolayısıyla varlığın Tanrı olduğunu söylemesi [kaynak belirtilmeli] sebebiyle hem bazı fakihler, kelamcılardan hem de bazı sufilerden bazıları ılımlı bazıları sert eleştiriler almıştır. İbn Arabi'nin bu yaklaşımının yaratıcı ve yaratık arasındaki ikiliği kaldırdığı dolayısıyla dinin gerektirdiği emir ve yasakları ihlal etme veya küçümsemeyle sonuçlanacak etkileri olabileceği düşünülmüş [kaynak belirtilmeli] ve kimi eleştirmenler bunun önüne geçebilmek amacıyla insanların İbn Arabi'nin kitaplarını okumalarının yasaklanmasını savunmuş, kimileri de şeyhin kafirliğine hükmetmiştir. İbn Arabi'nin görüşlerine katılmayan ancak onu kafirlikle suçlamayanlar da eserlerinin tevili yani yorumu gerektirdiği ve bu yorumu bilmeyenler tarafından okunmasının doğru olmadığını iddia etmişlerdir. Akademik, ilmi çevrelerde doğru olmadığı bilinmekle birlikte halk arasında İbn Arabi'nin eserlerinin onun tarafından yazılmadığı dahi söylenebilmiştir.
İbn Arabi'nin en sert eleştirmenlerinin başında gelen kişi Hanbeli mezhebi geleneğinden beslenen alim İbn Teymiyye'dir. Arabi'nin vefatından yirmi sene sonraHarran'da doğan İbn Teymiye Arabi'nin görüşlerini kıyasıya eleştirmiştir.
Hanefiler’den Ali el-Qarîİbn Teymiyye’yi savunarak İbn Arabi hakkında Sert Eleştiriler'de bulundu. Bu Eleştiriler İsmail Fenni Ertuğrul tarafından göğüslenmeye çalışıldı. Burhaneddin Ebu’n-Nasr Parsa, Fusus için Can, Fütühat için Gönül Tabir'ini kullanır.
’..Şu halde o Ezelî olan İnsan (şekliyle) Hadis, Zuhur ve Neş’eti bakımından Ebedî ve Daimi'dir.’ (Fass-ı Âdem’den)
Alem'in kıdem'i inancını savunan bu sözü Zahirî Mütekellimlerce Küfür sayılmıştır. Eğer Fikirlerinde bir Değişme meydana gelmemişse Futuhat’ta savunduğu tez'in ışığında bu söz'ü anlamak gerekir.
Futuhat’ta Araz olduğunu söylediği Alem’in Fusus’ta insan sözkonusu edildiğinde A’yan-i Sabite yani Allah’ın İlmi'nde olan Sureti (Suver-i İlmiye) yönüyle ezeli olduğunun (Feyz-i Akdes) savunulduğu görülür. Çünkü O’nun ilmi kadimdir.
Bu yoruma imkân veren gerekçe, bir Şey'in hem Hadis, hem de Ezelî olacağının söylenmesinin mantıklı olmamasıdır. Fusus’taki Cümle'den anlaşılan mana, Alem'in bir itibara göre Hadis (Feyz-i Mukades), diğer bir itibara göre de Ezelî olması gerektiğidir (Feyz-i Akdes). Aliyyu’l-Karî, bu Söz'ün Açık bir Küfür olduğunu söyler. Çünkü İnsan'ın Zat ve Sıfat'ı ancak, Hulul ve İttihat ve Vucudiyye (Panteizm) Mezhebi'nce Allah’ın aynı ve Sıfatı Kabul edilir.[12]
İsmail Fenni ise bu Metni şu Anlam'da okuyarak [Aliyyu’l-Karî]’ye katılmaz:
Bu sözler'den maksat, Allah ilahî isimlerin suretleriyle bize göründüğünden, biz kendimizi, O’nun bizde Zahir olan Sıfatlar'ı üzerine biliriz. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelam gibi, kendimize nisbet ettiğimiz sıfatları, O’na nisbet ederiz. Yani bizde Zahir olan ilahi sıfatlar'la, bizim sıfatlanmamız sebebiyle, biz o sıfatlar'la Hakk’ı vasıflandırıp, kendimize nisbet ettiğimizi, O’na nisbet ederiz demektir. Gerçi bu sıfatları Allah da kendisine nisbet etmiştir. (9/et-Tevbe 104, 56/el-Vakıa 63).
Molla Cami, bir Bağdad Şeyhine dayanarak O’nun 500 kadar Eseri olduğunu nakleder. Kendisi dostlarının yardımıyla tasnif ettiğini söylediği firhistinde, çoğu tasavvufla ilgili olan 250'yi geçmeyen eserini sayar. En büyük eleştiriyi de ‘Fususu’l-Hikem’ dolayısı ile aldığını söyler. O’na göre ‘onun ıstılahlar'ını anlamadan, tenkidler'in düşünülmeden veya bir başkasının farkındaki söz ve tenkidleri göz önünde bulundurularak yapılmaktadır bu eleştiriler. O, çözüm'ü şu tavsiyeler'de arayacaktır:
a) Şeriat'a Aykırı olduğunu zannettiğimiz bir Söz nakledilirse, Naklin Sıhhatli olup olmadığına bakarız. Sıhhatli değilse, bu sözün o kişi tarafından söylendiği iddiasını reddederiz.
b) Te’vil’e imkân buluyorsak te’vil eder, aksi taktirde ‘Tasavvuf Ehli katında belki te’vil'i vardır’ demeliyiz.
c) Bu Sözler sekir halinde söylenenler cümlesindedir diyerek, anlayamadığımızı beyanla o söz ile amel etmemeliyiz.’
Bazı eleştirmenlere göre "Varlıkta ancak Allah vardır", veya "Varlıkta ancak bir vardır: Suyun rengi kabının rengidir." diyen İbn Arabî, bu sözleriyle inancını ifade ederken Kur'ân âyetlerini de hiçbir kural tanımaz tavırla yorumlamıştır.
Bazıları için safi küfür olan bu itikadı yumuşatmak için çeşitli yorumlar yapılmıştır.
Bazı tasavvuf ehilleri Muhyiddin İbn-i Arabi'nin geldiği idrak ve ilahi anlayış seviyesinin, -peygamberler hariç- insanlığın gelebileceği en yüksek seviye olduğu görüşündedirler. Tasavvuf çevrelerindeki genel kanaat gelmiş geçmiş en büyük birkaç şeyhten biri olduğu yönündedir; bu da "Şeyh-ül-Ekber" yakıştırması ile paraleldir. Muhyiddin İbn-i Arabi'nin öğretisinin ve anlayışının ancak onun düzeyinde olanlarca anlaşılabileceği yani irade-i cüzinin tamamen devre dışı bırakılması ile ancak anlaşılmasının mümkün olabileceği; aksi halde irade-i cüziden tamamen kopamayan ve ilahi irade ile tamamen bütünleşemeyen bir kişinin Muhyiddin İbn-i Arabi'nin bu yöndeki söylemlerini dillendirmesinin bir anlamda yalan beyan olacağı ifade edilmektedir.

Eserleri

Nefahat'a göre, Bağdad Uleması’ndan birisi Muhyiddin İbnu’l-Arabî üzerine bir Kitap Te'lif etmiş ve bu Kitap’ta Musannefat’ının 500’den fazla olduğunu söylemiştir. İbnu’l-Arabî’nin Eserlerinin sayısı kendine de Malum değildi, denir. Hayat’ında Dostlar’ının İsteği üzerine birkaç defa bunların Fihristini yapmak istedi. Bu Fihristler birbirinden ayrı 3 yazma halinde bugüne geldi. Bugüne gelenlerin bazıları:
  1. Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye, Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam Eserleri Müzesi no. 1845-1881'dedir. Bu Nüsha 31 Cild halinde tertib edilmiştir.
  2. Fusûsu'l-Hikem, Türkçe’ye çevrildi Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa'nın "Füsûs" için, "can", "Fütûhat" için "gönül" dediğini rivayet eder.
  3. Kitabu'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ,
  4. Muhadaratü'l-Ebrâr ve Müsameretü'l-Ahyâr,
  5. Kelamu'l-Abâdile,
  6. Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil,
  7. Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm,
  8. Ruhu'l-Quds fi Münasahati'n-Nefs,
  9. et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi Esrari't-Taharat ve's-Salavat,
  10. Kitabu'l-Esfar,
  11. el-İsfar an Netaici'l-Esfar,
  12. Divan,
  13. Tercemanu'l-Eşvak,
  14. Kitabu Hidayeti'l-Abdal,
  15. Kitabu Taci't-Terâcim fi İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm,
  16. Kitabu'ş-Şevâhid,
  17. Kitabu İşarati'l-Qur'an fi Âlaimi'l-İnsan,
  18. Kitabu'l-Ba'.
  19. Nisabü'l-Hiraq,
  20. Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi'l-Mükinîn,
  21. Cevâbü's-Sual,
  22. Kitabu'l-Celal ve hüve Kitabu'l-Ezel,
  23. Kitâbu'l-Cem ve't-Tafsîl fî Esrâri'l-Ma'ânî ve't-Tenzîl, Meryem Süresi'ne kadar yazdığı Kuran-ı Kerim tefsiridir. Her ayeti Celal, Cemal ve İ'tidal olmak üzere 3 ayrı makamda incelediğini belirtir. İbn Arabi'ye göre Kuran-ı Kerim'i bu tarzda tefsir eden hiç olmamıştır. Sadece 64 defter Kehf Süresi'ndeki "Ve iz kâle Mûsâ li fetâhu lâ ebrahu ..." (18/60) ayetine ayrılmıştır.

Batı Dillerine Çevirilen Eserleri

  • Commentary on Tirmidhi's Hadith Collection (book)
  • The Bezels of Wisdom (Fusus al-Hikam) , Arabi'nin Magnum Opusu olarak değerlendirilen eseri.
  • The Meccan Illuminations (Al-Futuhat al-Makkiyya), Mistik felsefesinden tasavvufi pratiklere kadar kadar geniş bir konu yelpazesine sahip en hacimli eseridir.
  • The Meccan Revelations, Volume I (Al-Futuhat al-Makkiyya),Edited by Michel Chodkiewicz. Translated by William C. Chittick & James W. Morris. Preface and Introduction by James Morris. Pir Press, New York, 2002.
  • The Meccan Revelations, Volume II (Al-Futuhat al-Makkiyya),Edited by Michel Chodkiewicz. Translated by Cyrille Chodkiewicz and Denis Gril. Introduction by Michel Chodkiewicz. Pir Press, New York, 2004.
  • The Mysteries of Bearing Witness to the Oneness of God and Prophethood of Muhammad A translation by Aisha Bewley of three chapters of the Futuhat and a portion of the Introduction. The greatest part of the book consists of the translation of the last chapter of the Futuhat (Chapter 560), called here "Advice Which Benefits the Seeker". Great Books of the Islamic World, 2002
  • The Diwan, beş ciltlik şiir kolleksiyonu
  • The Holy Spirit in the Counselling of the Soul (Ruh al-quds), Mağrip'deki çeşitli tasavvuf üstadlarıyla edindiği deneyimlerin özetini de içeren ruh üzerine risalesi.
  • Contemplation of the Holy Mysteries (Mashahid al-asrar), Ondört rüyet ve Tanrı ile diyaloglarını içermektedir.
  • Divine Sayings (Mishkat al-anwar),Anqa Publishing, new edition 2010, Arabi'nin hadis kolleksiyonu.
  • The Book of Annihilation in Contemplation (K. al-Fana' fi'l-mushahada), Zühdün anlamı üzerine kısa bir risale.
  • Devotional Prayers (Awrad), Arabi'nin gündüz ve gece okuduğu dualar.
  • The Four Pillars of Spiritual Transformation (Hilyat al-abdal) Translation and Arabic edition by Stephen Hirtenstein, Arabi'nin tasavvuf yolunda tanıştığı velilerle ilgili eseri.
  • A Prayer for Spiritual Elevation and Protection (al-Dawr al-a'la or Hizb al-wiqaya)Study, translation, transliteration and Arabic text by Suha Taji-Farouki
  • The Universal Tree and the Four Birds – Treatise on Unification (al-Ittihad al-kawni) Introduction, translation and commentary by Angela Jaffray, Arabic text edited by Denis Gril.
  • The Universal Tree and the Four Birds – Treatise on Unification (al-Ittihad al-kawni)
  • Muhyiddin Ibn 'Arabi - A Commemorative Volume, Edited by Stephen Hirtenstein and Michael Tiernan. A selection of papers and translations.
  • Divine Governance of the Human Kingdom, Interpreted by Tosun Bayrak from the Ottoman Turkish, Fons Vitae, 1997.
  • The Seven Days of the Heart, Prayers for the nights and days of the week, Translation into English of Ibn 'Arabi's Awrâd al-usbû (Wird), with introduction and notes. Translated by Pablo Beneito and Stephen Hirtenstein. Read an Extract on the publisher's website. Anqa Publishing, 2000
  • La Production des Cercles, Kitâb inshâ ad-dawâ'ir al-ihâtiyya Book of the Description (i.e. drawing) of the Circles Encompassing the Correspondence of Man to Creator and Creatures. Parallel text - Arabic / French translation, with introduction and notes by Paul Fenton & Maurice Gloton. Éditions de l'Éclat, 1996
  • Las contemplaciones de los misterios (Mashahid al-asrar al-qudsiya wa-matali al-anwar al-ilahiyya) Muhyi l-Din Ibn 'Arabi This includes a critical edition made by Suad Hakim and Pablo Beneito of the Arabic text of the Mashâhid al-asrâr of Ibn 'Arabi, and their introduction and translation of the text into Spanish. This was the basis for the English translation by Cecilia Twinch, Contemplation of the Holy Mysteries. Editora Regional de Murcia, first printed 1994, reprinted 2003
  • Le Dévoilement des Effets du Voyage, Kitâb al-isfar 'an natâij al-asfâr Muhyiddin Ibn 'Arabi Describes the kinds of journeys travelled by human beings, with specific reference to the model journeys of the prophets. Parallel text - Arabic / French translation, with introduction and notes by Denis Gril. Read a Review from the Journal. Éditions de l'Éclat, 1994
  • L'Interprète des Désirs by Ibn 'Arabi The Tarjuman al-Ashwaq translated into French with introduction and notes. Includes Ibn 'Arabi's full commentary. Translated by Maurice Gloton. Albin Michel, Paris, 1996
  • El lenguaje de las alusiones - amor, compasión y belleza en el sufismo de Ibn 'Arabi Pablo Beneito. This book includes three chapters related to essays which appear in English on this website, on The Divine love of Beauty, and The Servant of the Loving One - reflections on the Divine Names al-Jamil and al-Wadud, and on The Presence of Superlative Compassion (Rahamût). Altogether there are seven chapters. Editora Regional de Murcia,2005

Kaynakça

  • Molla Cami, Nefahat'ül Üns
  • İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiyye ve Füsus'ül Hikem
  • Wikipedia-İbn Arabi
  • İbn Arabi-Prof.Dr. Süleyman Uludağ-Diyanet Vakfı Yayınları
  • İbn Arabi'nin Menkıbeleri, Ebu'l-Hasen'Ali b. İbrahim el-Kari', İz Yayıncılık
  • İcazetname: İbn Arabi'nin kendi kaleminden icazet aldığı hocaların ve yazdığı eserlerin listesi, (çev.: Veysel Kaya), [1]
Share:

İlginç Bir Hayvan: Pudu

Pudu

Geyikgiller (Cervidae) ailesine ait olan Pudu, daha çok Güney Amerika’da yaşayan ve bu bölgeye özgü bir canlıdır. Bu ilginç cins, yer yüzündeki en küçük geyikgiller üyesidir ve beden olarak normal bir tavşandan ufak bir fark ile büyüktür. Pudular, iki alt türe ayrılmaktadır.
1. Kuzey Pudusu
2. Güney Pudusu
5984_11795
Pudu mephistophiles olarak akademik dile girmiş olan bu cins, dünyanın en küçük geyiği olarak bilinmektedir. Kolombiya, Peru ve Ekvador ülkelerinde ve çevrelerinde, aynı zamanda da And Dağları’nda yaşayan bu cins, oldukça ilgi çekici bir canlıdır.
Özellikleri Nelerdir?
Pudular, her ne kadar geyikgiller familyasına ait olsa da, büyüklükleri kesinlikle geyikler gibi değildir. Puduların omuz yükseklikleri 25 ila 43 santimetre kadardır. Bu canlıların vücut boyları ise 60 santimetre ile 83 santimetre arasında değişkenlik göstermektedir.
Puduların ağırlıkları da, yine vücut boylarına orantılı olarak 6 kilogram ile 13 kilogram aralığında değişmektedir. Bu hayvanların bacakları kısadır, vücut yapıları ise tıknaz ve küçük kalmaktadır. Ağız ve burun yapıları, nispeten küt ve yalnızca iki adet çatallanmayan şişten meydana gelen boynuzu ise oldukça kısadır. Hatta, puduların boynuzları o kadar kısadır ki, baş bölümündeki tüylerin içinden zorlukla yükselir ve kendini gösterir.
5984_l-a-baby-pudu-the-worlds-smallest-species-of-deer.
Puduların post renkleri de türlerine göre değişebilmektedir. Güney pudusundaki kırmızı ve kahve post rengi, kuzey pudusunda koyu ve kahverengi halde kendini göstermektedir. Puduların yüzleri ise, genel olarak siyah renk ile karakterize edimektedir.
Yine renkleri ile ilgili olarak, genç güney pudularının lekeli olduğu söylenebilirken; kuzey pudularının yavruları ise tek bir renk olarak göze çarpmaktadır.
Nerelerde Yaşarlar?
Bu iki tür, çok farklı yaşam alanlarında bulunurlar. Kuzey pudusu 2000 ve 4000 metre aralığında yüksek dağlarda bulunur ve dağ ormanları ile meralar arasında değişimli olarak yaşar. Güney pudusu orman hayvanı olup, deniz seviyesi ile 1500 m aralığında görülür. Her iki türün dağılım alanları arasında büyük bir boşluk aralığı oluşur.
Kuzey pudusu, çok nadir olarak bulunmaktadır. Bu nedenle de, yaşam tarzı ile ilgili çok fazla ayrıntı elde edilmemiştir. Güney puduları ise, yaşam tarzı olarak daha belirgin özellikler gösterirler.
5984_phpthumb_generated_thumbnail
Geceleri aktif ve gizli bir yaşam süren güney puduları, besin olarak ise yaprak, meyve, kabuk, çiçek ve bir takım filizleri tercih etmektedirler. Boylarının ufak olması nedeni ile, en eğik ağaçlara bile tırmanabilmekte ve en sık çalılıkların içinde hareket edebilmektedirler. Güney pudusu, yalnız yaşayarak hayatlarını idame ettirmektedirler. Yalnızca çiftleşme zamanlarında partner bularak çiftleşen pudular, birçok geyik türünde olduğu gibi dünyaya tek yavru getirmektedirler.
Güney puduları, esaret altında ise en fazla 20li yaşlarını görebilirler. Ardından ise ölürler.
Hem kuzey puduları, hem de güney puduları, zaman içinde nüfus azalmasına uğramışlardır. Avlanma süreçleri ve yaşam alanlarının zarar görmesi nedeni ile bahsedilen iki türün de toplam sayıları gerilemiştir.
Kuzey pudusu soyunun tükenmesi anlamında düşük tehlikede, güney pudusu ise tehlikede olarak gösterilmektedir.
Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pudu
Share:

Hangi Balık Hangi Ayda Yenir?

Hangi Balık Hangi Ayda Yenir?

Sea foodBalıklar, doğanın bize sunduğu sayısız nimetten biri. Yaşadığı denize ve mevsime göre çok çeşitli balık türlerini insanoğlu varolduğundan bu yana tüketiyor. İnsan beslenmesinde çok önemli bir yere sahip olduğu ise insanlık tarihine göre daha yakın bir zamandan bu yana biliniyor. İçerdiği besleyici değerler üzerine sayısız araştırma var bugünlerde. Özellikle omega-3 özelliği balığı kalp dostu gıdalardan biri haline getirmiş durumda.
Peki hangi balık türünü hangi aylarda yemek hem besleyicilik hem lezzet açısından daha mantıklı?
Bildiğiniz üzere gelişen soğuk depo üniteleri ile birlikte mevsiminde olmasa bile herhangi bir balığı tüketmek mümkün. Ancak uzmanların dediğine göre dondurulmuş balık her ne kadar içeriğinden çok fazla bir değer kaybetmese de yine de denizden yeni çıkmış gibi de olmuyor. Bu durum lezzeti içinde geçerli.
Haftada en az iki kez balık tüketilmesi tavsiye edilmekte. Aynı zamanda balık dolapta çok tutulmadan tüketilmeli. Alındığı gibi yapılmalı. Ülkemizde kişi başına yıllık tüketim 8 kilogram ile pek çok ülkeye göre oldukça düşük. Aslında mevsimin de fazlasıyla ekonomik fiyatlara da taze balık alabilmek mümkün. İşte bu sebeple hangi mevsimde hangi balık çok çıkar sorusu bu sebeple önemli hale geliyor. Arz-talep dengesi gereği balığın çok olduğu aylarda o balık ekonomik bir fiyata düşüyor. Mevsimi boyunca taze balık yiyebilmek ve bir yandan da ucuza balık bulabilmek için hangi ayda en çok hangi balık tutulur ona bakalım.
Bildiğiniz gibi 15 Nisan’’da biten balık avlama mevsimi 1 Eylül’’de tekrar başlıyor. Böylelikle balıkların yavrulaması için onlara bir fırsat tanınıyor. O yüzden takvimimize Eylül ayından başlayalım.
Eylül : Av yasağının bitmesi ile birlikte balıkçılar denize açılır. Bu dönem ülkemizde çok sevilen hamsi için daha vakit vardır. Balıkçıların teknelerinde ilk hasatları palamut ile başlar. Her ne kadar tam irileşmeleri için Ekim ayını beklemek gerekse de tezgahlarda ilk gördüğümüz balık palamuttur. Yağ oranı açısından oldukça zengin olan palamut boyuna göre çeşitli isimlerle anılır. Biz ülkemizde genelde Palamut vonozu (12-16 cm), kestane palamudu (16-22 cm), çingene palamudu (22-28 cm) türlerini tezgahlarda görürüz. Özellikle çingene palamutu soğuk hava depolarında bolca saklanan bir balık olduğu için alırken tazeliğine dikkat edilmesi gerekir. Palamut oldukça yağlı ve besin değerleri yüksek bir balıktır. Eylül ayı içinde her ne kadar fiyatları yüksek olsa da lüfer bir diğer görebileceğimiz balık türüdür.
Ekim : Palamut artık iyice irileşmiş ve çokça yakalanır hale gelmiştir. Bir balık sever balık yeme sezonunu palamut ile açtığından Eylül ayına göre daha ekonomik bir fiyata bolca palamut alabilir. Hem daha iri, hem daha besleyici hem de daha ucuzdur. Böylelikle Ekim ayında da palamut sofralarda baş köşededir. Bir yandan lüfer bollaşmış ve ucuzlamıştır. Bu sebeple çok lezzetli olan bu balıkta uygun fiyata bulunduğu an alınmalıdır. Hamsi ve istavrit tezgahlarda ki yerini almıştır. Taze bir istavrit ile nefis lezzetler içinde ev halkını doyurabilirsiniz. Hamsi için biraz daha beklemek gerekir.
6070_balikk
Kasım : Palamut tezgahlarda ki ağırlığını kaybeder. Hem daha az çıkmasından hem artık sahneyi paylaşacağı başka balıklar olmasından. Lüfer bolluğu biraz azalırken artık hamsi ufacık boyuna rağmen tezgah payını arttırır. İstavrit yine yerini korurken uskumru için en güzel mevsimdir. Uskumru’da palamut gibi yağlı ve lezzetli bir balıktır. Uskumru’da soğuk hava deposunda tutulabilen bir balık olmasından dolayı alırken tazeliğine dikkat edilmesi gerekir.
Aralık : Uskumru, palamut azalarak devam ederken artık hamsi başköşededir. Ucuz, kolay ve çok çeşitli pişirme imkanı ile hamsiyi bolca tüketilebilir. Ayrıca tekir bu ay bollaşır. Her ne kadar sürekli bir ucuzluk içinde olmasa bile yine de önce ki aylara göre fiyatları düşmüştür. İstavrit ise fırsat buldukça günlük alınabilecek durumdadır.
Ocak : Hamsi krallığına devam etmektedir. İyicene yağlanmış ve büyümüştür. Tekir fiyatına göre alınabilirken çinekop, kofana gibi balıkları daha bol bulabilirsiniz. Mezgit ise etli ve lezzetli bir dip balığı olarak Ocak ayında bolca tüketilebilir.
Şubat : Çinekop halen boldur. Mezgit de bu ay bollaşır ve irileşir. Kalkan balığı da artık tezgahlardadır. Her ne kadar ülkemizde fiyatı hep yüksek olsa da alınabildiğinde gerçekten lezzetli bir balıktır.
Mart : Artık palamut ve uskumru gibi balıklar sadece soğuk hava deposu ürünleridir. Çinekop azalmıştır. Hamsi devam eder. İstavrit çokça azalır. Mezgit ve tekir Mart ayının yenebilecek balıklarıdır. Bir de alınabiliyorsa kalkan en güzel bu ay olur. Deniz levreği bu ay bollaşır. Besleyici ve lezzetli bir balık olan levrek tezgahta tercih edilecek öncelikli bir balıktır.
6070_barbun
Nisan : Kırlangıç, levrek, mercan bolca çıkar. Tekir ve tekirin büyüğü diye sayılan barbunya da önemli miktarda tutulur. Barbunya (Ya da barbun) balığı en lezzetli balıklardandır. Bu aylarda mümkünse barbuna doyulması için öncelikli tercih edilmelidir. Bu arada Nisan 15 itibariyle avlanma yasağı başladığı için özellikle Karadeniz ve Marmara balıkları artık sezona veda ederler.
Mayıs : Levrek lezzetini korur. Barbun aynı şekilde bulunabildiği yerde tüketilmelidir. Mercan, iskorpit balıkları da doyurucu özelliğine devam ederler.
Haziran – Temmuz – Ağustos : Avlanma sezonunun kapanması ile birlikte balıkçıların çoğu tezgahlarını kapatırlar. Bu dönem Akdeniz balıkları ön plandadır. Grida, akya, mercan gibi balıkları açık kalan az sayıda ki balıkçıda bulabilirsiniz. Bununla birlikte balık yemeğe devam etme anlamında kültür balığı olarak çokça üretilen çipura ve levrek tercih edilebilir. Ayrıca ağırlıklı olarak yurt dışından gelen somon iyi bir alternatiftir.
Yaz ayları dışında çok çeşitli alternatifler sunan balık türleri ülkemizde her ne kadar biraz pahalı gibi gözükse de yukarıda açıklamaya çalışıldığı gibi mevsiminde takip edilip tüketilirse sağlık açısından kendimize önemli bir katkı yapmış oluruz.
Kaynakça:
vikipedia
Share:

Diş Çürüğüne Karşı Peynir Mucizesi

Diş Çürüğüne Karşı Peynir Mucizesi

Diş çürüğü geçmişten günümüze insanlığı ilgilendiren çok önemli bir problemdir. İnsanlar her zaman tedaviye yönelik çalışmalarda bulunmuşlardır. Ancak birinci derecede yapmamız gereken şey çürükten korunmanın yollarını bulmaktır. Artan gelişmişlikle beraber alınan karbonhidrat ve şekerli gıdaların fazlalaşmasına bağlı olarak diş çürüğünde de gün be gün artış yaşanmaktadır.
peynir-ve-elmayla-dis-sagligi
Alınan gıdalar sonucu dişlerin yüzeyinde biriken plaklar bakterilerin fermantasyonuyla asidik bir ortam oluştururlar. Bu asidik ortam sayesinde dişteki kalsiyum(Ca) ve fosfat(PO4-3) iyonları tükrüğe geçer ve diş yüzeyinden kalsiyum ve fosfat gibi iyonlar zamanla tükürüğe geçer ve bu olaya demineralizasyon denir. Eğer ortam nötr yada alkali hale geçerse çözünen fosfat (PO4-3) ve kalsiyum (Ca) iyonları tekrar diş sert dokularına çökelebilir ve buna da remineralizasyon denir.Normal şartlar altında bu demineralizasyon ve remineralizasyon olayları denge halindedir. Ancak fazla miktarda karbonhidrat içerikli besinler,yapışkan ve şekerli gıdalar tüketmek diş yüzeyinde plak oluşumunu artırarak asitliği artırır. Dişlerde 30 dakikadan fazla kalan asitlik çürük oluşumunun başlangıcına sebebiyet verir.Eğer çürük oluşmuşsa yüzeysel olmamak şartıyla bu aşamadan sonra geri dönüş imkansızdır.
fft99_mf3734370
Peki bunu engellemek için ne yapmalıyız?
Önümüzde birkaç seçenek vardır. Bunlardan birincisi plağı ortadan kaldırmaktır. Eskiden insanların sert gıdaları yumuşak gıdalara oranla daha fazla tüketmesi sebebiyle az çok bir mekanik temizlik sağlanmaktaydı. Fakat artan gelişmişlikle beraber yumuşak,yapışkan ve şekerli gıdaların tüketimi diş yüzeyinde biriken plağın mekanik temizliğini engellemektedir. Bu yüzden dişleri günde en az iki kez fırçalamak gereklidir. İkinci bir seçenek de ağız ortamının asiditesini düzenlemektir. Bunu da her sabah kahvaltılarımızı süsleyen peynir mucizesi sayesinde başarabiliriz. Alınan yapışkan ve şekerli gıdalar sonucu dişlerde biriken plak ve asitli içecekler ortamın pH’sını azaltırken peynir tamponlama etkisiyle ortamın nötr bir hale gelmesini sağlar. Böylelikle tükrükteki fazla kalsiyum(Ca) ve fosfat(PO4-3) gibi iyonlar tekrar dişlere geçer ve remineralizasyon sağlanmış olur.Böylelikle çürük oluşumunun önüne geçilebilir.
Buradan dişleri fırçalamak yerine peynir yemeyi tercih etmemiz gibi bir sonuç çıkarmak tabi ki de yanlış olur. Dişlerimizi fırçalamak gibi bir imkan yoksa ya da yemek yer yemez fırçalamayacaksak ilk etapta peynir yiyerek uzun süre ağız ortamını asidik halde bulunmaktan uzak tutabilmeyi amaçlamaktayız. Aynı zamanda küçük yaştaki çocukların yeterli mekanik temizliği sağlamasının zor olması sebebiyle peynir tüketimi çürük oluşumunu azaltacaktır.
Kaynakça:
http://www.bilgiustam.com/dis-curugune-karsi-peynir-mucizesi/
Share:

Dünyanın En Egzotik Yeşil Seyahat Noktaları

Dünyanın En Egzotik Yeşil Seyahat Noktaları

6071_daintree

Doğanın çevresinde vakit geçirmenin zihin ve beden üzerinde iyileştirici etkisi olduğu bilinmektedir. Genellikle rutin yaşamda kaybolan, saf ve bozulmamış bağlantısını kurmaya yardımcı olur. Tatilini böyle egzotik bir yerde geçirmek isteyenler için bazı ipuçları vereceğiz.
Not: Ekoturizm ya da ‘yeşil’ turizm ABD’de oldukça popülerdir. Aslında, sadece Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Kanada ve Batı Avrupa’dan gelen yaklaşık 5 milyon turist var.
Son yıllarda, tüm dünyada ekoturizmde bir artış gözlenmiştir. Bu günlerde insanlar tatillerini geçirmek için egzotik ve yeşil yerler aramaktadır. Son birkaç yıl içinde yaygınlaşan kentleşmeye rağmen, hala doğanın yeşillikleri içinde kaliteli zaman geçirebileceğiniz pek çok yer var. Yeşil seyahat destinasyonları flora ve fauna çeşitliliği ile karakterizedir. Bu yerlerden bazıları Dünya Mirası olarak ilan edilmiştir. Doğal zenginlikleri yüzünden bu bölgelere ekstra statü ve koruma verilmektedir. Bu durum aynı zamanda dünya üzerinde korunan bu ekosistemleri seyahat eden turistlerin doğa bilinci göstermeleri gerektiği anlamına gelir.
Dünya Üzerindeki Yeşil Seyahat Noktaları:
Ekoturizm dünya genelinde çoğu ülke tarafından teşvik edilmektedir. Bunun nedeni çevresel koruma konusunda turistleri eğitmek ve koruma aktiviteleri ile yerel halka bir miktar mali destek sağlamaktır.
index_2_waterfall1) Daintree Yağmur Ormanı, Avustralya:
Avustralya’nın Daintree yağmur ormanı, dünyanın en eski sürekli ayakta kalan yağmur ormanıdır. Bu 135 milyon yaşındaki manzara egzotik bitkiler ile kaplı ormanlar ve dağ zirveleri ile karakterizedir. Daintree ormanı yıl boyunca yüksek nem, yüksek sıcaklık ve yağışın benzersiz bir bileşimini sunmaktadır. Bu iklim türü tropikal meyve ağaçlarının büyümesi için uygundur. Kuzey doğu Queensland’in kıyı bölgelerinde yer alan, Daintree yağmur ormanı 1.200 metrekaredir. Bu yağmur ormanı Queensland ıslak tropik bölgesinin bir parçasıdır. Islak tropik bölge 1988 yılında Dünya Mirası ilan edildi.
galapagos-islands-bE2) Galapagos Adaları, Ekvador:
Galapagos Adaları 1978 yılından beri Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır. Galapagos Adaları sıkı koruma önlemleri ile takip edilen ekolojik olarak hassas bir alandır. Galapagos Ulusal Parkı ziyaretçilerine geride herhangi bir iz bırakmadıklarına emin olmak için orman muhafızları eşlik ediyor. Korunması önem taşıyan yabani hayvan türlerinin bazıları şunlardır;
-Galápagos Kara İguanası
-Mavi ayaklı Bubi
-Galápagos Pengueni
-Galápagos Kaplumbağası
-Dalgalı Albatros Kuşları
3) Kenya:
Kenya’da turizm geniş ovalardaki yaban hayatı safarileri etrafında döner. Kenya büyük doğal zenginliği ile ödüllendirilmiştir ve bu nedenle popüler bir seyahat bölgesidir. Bu ekvator ülkesi hakkındaki ilginç şeylerden biri de burada yaşanan aşırı iklim koşullarıdır. Kenya dağının karla kaplı tepeleri ve büyük ovalardaki otlaklar aşırı iklim koşullarının eşsiz bir kombinasyonunu oluşturur. Otlaklar ve dağları ile birlikte, Kenya’nın kıyı bölgeleri de doğal doğal güzellikler sunmaktadır. Malindi’nin mercan resifleri ve berrak sulu plajları Kenya’nın doğal zenginliğinin mükemmel örnekleridir.
6071_fillerKenya’da Bulunan Ulusal Parklar;
– Nairobi Milli Parkı
– Nakuru Gölü Milli Parkı
– Amboseli Milli Parkı
– Kora Milli Parkı
– Mount Kenya Milli Parkı
Bunlar Kenya’nın en popüler ulusal parklarıdır. Bu ülke yaklaşık 50 milli parka ev sahipliği yapmaktadır.
15639609-alappuzha,-kerala,-hindistan-bulutlu-mavi-gökyüzüne-avuç-yakın-körfezler-ev-tekne4) Kerala, Hindistan:
Kerala, doğanın kucağında kaliteli zaman geçirmek isteyenler için önemli turistik yerlerden biri olmuştur. Dünyanın on cennetinden biri olarak adlandırılan Kerala, doğal zenginliklerin yağmuruna tutulmuş gibidir. Kerala şehri 900 şifalı bitki ve 4.000 çiçekli bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Periyar gölü, Kerala’da turizmin odak noktasıdır. Burayı cazip yapan şey vahşi yaşamıdır. Burada doğal ortamında bizonlar, filler gibi bir çok hayvanı doğal ortamında görebilirsiniz. 1990’larda “Ayurveda” turizmi de Kerala’da popüler hale gelmiştir. Ayrıca turistlerin dağcılık, kuş gözlemciliği, trekking ve benzeri açık hava etkinlikleri şımartma şansları da bulunmaktadır. Kerala seyahati turistler için tam bir deneyim sağlar.
rainforest-costa-rica-trees-rocks-forest-america-s-7160505) Kostarika:
Dünyada en çok aranan turistik yerlerden biridir. Kosta Rika çevre dostu otelleri ile bilinir. Bir turizm merkezi olarak Kosta Rika’nın popülerliği 1988 yılından bu yana artmıştır. O yıl, ülkeyi ziyaret eden turist sayısı yaklaşık 330,000 kişidir. Bu sayı 2012 yılında 2,34 milyona ulaşmıştır. Ülkenin kırsal topluluklarını ziyaret etmek, trekking ve kuş gözlemciliği gibi turistlerin katılabileceği faaliyetler bulunmaktadır. Yağmur ormanlarının yeşillikleri ile birlikte, Kosta Rika da bol miktarda plaj bulunmaktadır.
6) Yeni Zelanda:
GC_New Zealand_Milford Sound_APT_2065_LRYoğun yağmur ormanları, dağları ve nefes kesen manzaraları dünyanın dört bir yanından gelen turistler için Yeni Zelanda’yı en çok tercih edilen yerlerinden biri haline getirmiştir. Yeni Zelanda’nın çevreye duyarlı hükümeti, ülkenin flora ve faunasını koruyarak iyi bir iş çıkarmış. “Yeni Zelanda Abel Tasman Ulusal Parkı” yürüyüşe gitmek için güzel bir yerdir. Coromandel Yarımadası’nın beyaz ve altın kumlu plajları Yeni Zelanda’nın önemli turistik yerleri arasındadır. Tongariro Milli Parkı ise aktif volkanları, bozulmamış ormanları ve sakin gölleri ile anılmaktadır. Adalarda ise turistlere deniz yaşamının muhteşem manzaraları sunulmaktadır. Yunuslar, penguenler, balinalar ve diğer deniz hayvanları Bay Islands kıyılarında bulunabilir.
585_botswana7) Botsvana:
Bu kara ile çevrili Afrika ülkesi yaban hayatının büyük çeşitliliği ile tanınmaktadır. Botsvana toprakları deltaları ve otlakları ile karakterizedir. “Chobe Ulusal Parkı” Botsvana’nın en popüler parklarından biridir. Bu parkın özelliği dünyadaki en büyük Afrika filleri konsantrasyonunu bulundurmasıdır. Park 350 kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Chobe Ulusal Parkı ile birlikte “Moremi Game Reserve”, Botsvana’nın önemli turistik yerlerinden biridir. Bu milli park ise Okavango Delta’sının doğu tarafında bulunmaktadır.
Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/most-exotic-green-travel-destinations-in-the-world.html
Share: