21 Ekim 2015 Çarşamba

Kalp hastalıkları belirtileri ve nedenleri

Kalp hastalıkları belirtileri ve nedenleri

Kalp hastalıklarının belirtileri ve nedenleri hakkında bilgi veren Kalp ve Damar Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Zeynep Tartan, her 3 kadından 1’inin kalp hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiğini ve bu oranın meme kanserinden ölüm oranının 10 katı olduğunu söyledi. Kalp ve damar hastalıkları kadınlarda erkeklere oranla 10 yıl daha sonra ortaya çıkmakta ve risk özellikle menopozdan sonra daha da artmaktadır. Menopozla birlikte, hipertansiyon, kan yağlarının yükselmesi, diyabet, kilo artışı gibi risk faktörlerinin oluşumunun artması, kalp hastalığının oluşumunu da hızlandırmaktadır.

Kadınlar maalesef erkeklere oranla, kendi risk faktörlerini daha az fark etmektedir. Kalp hastalığının yakınmaları, kadınlarda erkeklere göre daha belirsiz seyretmekte bu nedenle çok uyarıcı olmamaktadır. Erkekler daha çok göğüs ağrısı yakınması ile başvururken kadınlarda yorgunluk, nefes darlığı gibi daha genel yakınmalar şeklinde başlamaktadır. Böylece birçok kadın bu yakınmaların üzerinde durmayıp daha geç dönemde hastalık ilerledikten sonra doktora gitmektedir.
Kalp hastalıklarının teşhisinde kullanılan testler, kadınlarda daha az uygulanmakta ve daha yanıltıcı sonuçlar vermektedir. Bu sebeple de erken teşhis edilme oranı, erkeklere göre daha düşük olmaktadır.

Ne zaman kalp hastalığı belirtilerinden şüphelenmeliyim?

Kalp damar tıkanıklığı çok belirsiz hatta bazen ilk bulgu olarak kalp krizi ile ortaya çıkabilir ancak şu bulgular varsa mutlaka kalbinizi kontrol ettirin.
  • Eskiden yürüdüğüm mesafeleri artık rahat yürüyemiyorum, nefesim kesiliyor, çabuk yoruluyorum.
  • Yürürken göğsümde bir yanma oluyor veya göğsümde bir baskı, basınç hissi oluyor.
  • Tok karnına yürürken veya elimde yükle yürürken zorlanıyorum
  • Hızlı yürürken veya yokuş yukarı giderken, rüzgara karşı yürürken göğsümde ağrı, yanma veya zorlanma oluyor.
  • Yürürken sol kolumda ağırlık ve uyuşma oluyor yoruluyorum.

Kalpteki her ağrı dikkate alınmalı mı?

Kalp, 24 saat durmadan çalışan ve normal bir adaleden daha fazla oksijene ihtiyaç duyan bir organdır. Damarlardan biri tıkanırsa ve yeteri kadar oksijen kalbe gitmezse kalp krizi oluşur. Kalp krizi yürürken ağrılarla başlayabilir ve sonrasında istirahat ederken de kendisini gösterebilir. Bunun yanında ağrısız kalp hastaları da (sessiz kalp hastalığı) vardır. Ağrısı olmayan hasta şansızdır. İlk ağrı kalp krizi, ilk kalp krizi yaşamı yitirecek kadar ağır olabilir.

Hangi ağrılar kalp krizini haber veriyor?

Göğüs, boyun, kol, sol bilek ya da parmakta ağrı, baskı hissi, uyuşukluk ve karıncalanma varsa hemen doktora gidilmelidir. Özetle bu bölgelerde daha önce olmayan herhangi bir his dikkate alınmalıdır.

Kalp hastalıklarının nedenleri

Kalp ve damar hastalıklarının en az %80 oranında sigara, hipertansiyon, yüksek kan yağları, ailede kalp hastalığına yatkınlık, şişmanlık, hareketsiz yaşantı, diyabet gibi klasik risk faktörlerine bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. Bu nedenle bu risk faktörlerinin azaltılması durumunda, kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm ve sakatlık oranının %80-90 oranında azaltılabileceği bilinmektedir.
Kadın ve kalp hastalığı ilişkisini anlamak için bu risk faktörlerinin, kadın cinsiyette nasıl bulunduğuna bakmak aydınlatıcı olur.
Sigara: Kadınların çalışma hayatında daha fazla aktif rol almalarıyla birlikte sigara tüketimi de artmıştır. Sigara önlenebilmesi mümkün olan, en önemli kalp ve damar hastalığı risk faktörüdür. Öyle ki günde 1-4 adet sigara içen kadınla, hiç içmeyen kadın karşılaştırıldığında içenlerde risk 2 kat daha fazla artmaktadır. Kadınlar sigarayı bırakmada erkeklere oranla, kilo alma kaygısıyla daha fazla zorlanmaktadır.
Hipertansiyon: Yurt dışındaki araştırmalar hipertansiyonun erkekte, kadından daha fazla olduğunu göstermektedir. Ancak ülkemizde hemen her yaş grubunda kadında hipertansiyon erkekten daha sık olarak gelişmektedir. Bunun en önemli sebebi Türkiye’de kadınlarda şişmanlık ve bunun sonucu metabolik sendrom, diyabet, insülin direnci gibi hastalıkların daha fazla görülmesidir. Bu hastalıkların hepsi hipertansiyon oluşumunda ve kan yağlarının bozulmasında önemli rol oynamaktadır. Özellikle hareketsiz yaşantı ve egzersiz alışkanlığının olmaması kilo artışı ve hipertansiyon oluşumu için en önemli sebeplerdir.
Kadınlara özel gebelikte başlayan hipertansiyon da ayrı bir önem taşımaktadır. Gebelikte başlayan hipertansiyon öyküsü olan kadınların, olmayanlara göre kalp ve damar hastası olma riski daha yüksektir. Bu nedenle gebelikte tansiyonu yüksek seyreden kadınların, doğum sonrası daha sıkı izlem altında tutulması önerilir.
Kan yağlarının yükselmesi: Orta yaşlı sağlıklı bir kadında kolesterolün 200 mg/dl’nin üzerinde olması, iyi huylu kolesterol olan HDL’nin 50 mg/dl’nin altında olması, kalp ve damar hastalık riskini arttırır. HDL kolesterolü östrojen hormonu nedeniyle kadında erkekten daha yüksek oranda bulunur ve bu sebeple daha koruyucudur. Ancak kilo artışı ve hareketsiz yaşantı, sigara tüketiminin artması HDL kolesterolünün başlıca düşmanıdır. Damar tıkanıklığından sorumlu olan kötü huylu LDL kolesterolünü düşük düzeyde tutabilmek için, sadece yeme içme konusunda dikkatli olmak yeterli olamamaktadır. LDL kolesterolünü düşük tutabilmek için düzenli fizik aktivitenin de olması gerekir. Haftada en az 3 gün ortalama 1 saat kadar tempolu yürüyüş gereklidir. Araştırmalar kalp hastalıklarından korunma için riskli olan kadınlarda LDL kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altında olmasını önermektedir.
Obezite ve hareketsiz yaşantı: Ülkemizde yapılan önemli bir araştırma olan TEKHARF çalışması sonuçlarına göre 40 yaş üstü kadınların %46.6’sı obez kapsamına girmektedir. Aynı grup kadınların 2/3’ü ya çok az ya da az fiziksel aktivite yapmaktadır. Fazla kilolu olmak diyabet riskini 3 kat arttırmaktadır ve diyabet sıklığı ülkemizde kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Diyabet erkelerde kalp ve damar hastalığı riskini 2-3 kat artırırken, kadında 3-7 kat arttırmaktadır. Hamilelik sırasında açlık kan şekeri 121 mg/dl ve üzerinde seyreden kadınlarda doğum sonrası diyabet gelişme riski 21 kat artmaktadır. Bu nedenle doğum sonrası alınan kiloların diyet ve egzersizle 6-12 ay içinde geri verilmesi çok önemlidir.

Kalp ve damar hastalıkları neden kadınlarda daha fazla görülüyor ?

  • Bulguların daha hafif belirtilerle başlaması nedeniyle daha geç evrede teşhis edilmektedir.
  • Kadınlarda hastalığı araştırmaya yönelik yapılan testler erkeklere göre daha yanıltıcı sonuçlar vermektedir.
  • Kadınlarda risk faktörleri, erkekte olduğunda daha fazla hastalık riskini arttırmaktadır.
  • Kalp ve damar hastalığı olan kadınlar erkeklere oranla daha fazla ölmektedir.
Kalp ve damar hastalıkları çok yavaş ve sinsi ilerleyen bir hastalık olup bu nedenle hastalığı önleme de en önemli yöntemin risk faktörlerinin kontrolü olduğu unutulmamalıdır.

Düşen tansiyonu yükseltmek için ne yapabilirim?

Göz kararması, baş dönmesi, ani bir halsizlik ve ter boşalması gibi durumlar tansiyon düşüklüğünde olabilir. Tansiyon düşmesine bağlı yakınmalar olduğunda hemen oturur ve mümkünse yatar pozisyonda ayaklarınızı baş seviyenizden yukarı kaldırın. Kendinizi iyi hissedene kadar ayağa kalkmaya çalışmayın.
Eğer tansiyon ilacı kullanıyorsanız bu durumdan doktorunuzu haberdar edin ve ilaçlarınızı gözden geçirin. Bol miktarda sıvı almaya özen gösterin. Çok fazla tuz kaybınız olmuşsa tuz alımınızı arttırın. Kendinizi iyi hissettiğinizde hemen ayağa kalkmayın. Önce biraz oturun sonra destek alarak ayağa kalkın.

Yükselen tansiyonu düşürmek için ne yapabilirim?

Tansiyon yükselmesi durumunda önce panik olmayın. Heyecan ve sinirlilik tansiyon düşüşünü engeller. Gerilimli bir ortamdaysanız sakin ve temiz hava alabileceğiniz gevşeyebileceğiniz bir yere geçin ve sakin sakin nefes alın. Tansiyon düşürmede kullanılan dilaltı hapını dilinizin altına koyun ve 30 dakika sonra tekrar tansiyonunuzu ölçün.
Tansiyon ilaçlarınızı düzenli kullanın, o günkü dozunu almadıysanız hemen alın ve tansiyonunuzu takip edin. Tuzu ve tuzdan zengin gıdaları çok az tüketin. Ağrı kesiciler tansiyon artışına sebep olabileceğinden doktorunuza danışarak alın.

Yorgunluk hissi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişki nedir?

Kendisini yorgun hissettiğini ve gittiği doktorların herhangi bir neden bulamadığını söyleyen hastaların bir kez de kardiyolojik muayeneden geçmeleri önemlidir. Yorgunluk bazı kalp hastalıklarının ilk bulgusu olabilir. Kişinin, yürümek, merdiven çıkmak gibi günlük aktivitelerini yapmakta zorlanmasıyla ilgili yakınması, akla ilk olarak kalp hastalığını getirmemelidir. Ancak kansızlık, tiroid ya da çeşitli kas ve nörolojik hastalıklar bulunmadığında kalp hastalıklarının da yorgunluk nedeni olabileceği unutulmamalıdır.

Yorgunluk hangi kalp hastalıklarının belirtisi olabilir?

Kalbin pompalama gücü azaldığında; yani kalp yetmezliği oluştuğunda, hastanın ilk yakınmaları, yorgunluk, bitkinlik olabilir. Tüm organ ve dokuların olduğu gibi, iskelet kaslarının da kana gereksinimleri vardır. Kalbin pompalama gücü azaldığında, vücut kanı öncelikli olarak beyin, böbrek ve kalbe gönderdiğinden, iskelet kaslarına gelen kan miktarı azalır. Dolayısıyla, kişi kendini yorgun hisseder. Kalp yetmezliği tedavisi olan bir hasta, yorgunluktan yakınmaya başladığında, kalp yetmezliğinin kötüye gittiği düşünülmelidir.

Yorgunluğa hangi belirtiler eşlik ettiğinde kalp hastalıklarından şüphelenmeli ve kardiyoloji uzmanına başvurmalı?

Sebebi bulunamayan yorgunluğun kalp krizinin erken bulgularından olabileceğini söyleyenler vardır. Bir kişide hiçbir neden yokken, yorgunluk, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik, nefes almada zorluk ortaya çıkarsa, bunun bir kalp krizi habercisi olma ihtimali vardır. Önceleri bu bulguları “infarktüs öncesi sendromu” (preinfarktüs sendromu) olarak isimlendirenler olmuşsa da, bugün için klasik bilgi olarak kabul edilmemektedir. Ancak kalp krizi geçiren kişilere sorulduğunda pek çoğu kriz öncesinde böyle bir dönem geçirdiğini söylemektedirler.
 Özellikle ; yorgunluğa eşlik eden;
  • Eforla gelen göğüs ağrısı,
  • Göğüs yanması
Koroner arter hastalığı ile ilgili olması kuvvetle muhtemeldir.
  • Nefes darlığı,
  • Gece uykudan nefes darlığı ile uyanma
Kalp yetmezliği ile ilgili olabileceği düşünülmelidir. Bu hastalar vakit geçirmeden kardiyoloji uzmanına başvurmalıdırlar.

Yorgunluk belirtisi ile ortaya çıkan ve kalp hastalıklarıyla en çok karıştırılan hastalıklar hangileridir?

Yorgunluk belirtisi verip, kalp hastalığıyla karıştırılan hastalıkların başında tiroid hastalıkları ve MS gibi, miyopatiler gibi nörolojik hastalıklar gelmektedir. Yorgunluğun sebebi basit bir biçimde kansızlığa bağlanıp, daha sonra kalp hastalığı olduğu anlaşılan hastalar da vardır.
Yorgunluk belirtisiyle doktora kadınlar mı, yoksa erkekler mi daha çok başvurur?
Genelde bu belirtiyle kadınların daha sık başvurduğunu söyleyebiliriz.

Yorgunluk belirtisinin ciddiye alınmaması ne gibi sorunları beraberinde getirir?

Yorgunluk belirtisini önemsemeyip doktora başvurmayan, bu sebeple erken tanı ve dolayısıyla tedavi şansını yitiren kalp hastaları vardır. Kalp krizi geçiren hastaların pek çoğu, geriye doğru düşündüğünde, başta yorgunluk olmak üzere, nefes alamama, uyku bozukluğu, aşırı sinirlilik gibi pek çok yakınması olduğunu hatırlamaktadır. Bu yakınmalarla kendisine müracat eden hastada bunların kalp krizi habercisi olduğunu düşünüp hastasını kardiyolojiye yönlendiren hekim, hastasını kalp krizi gibi son derece ölümcül bir hastalıktan korumuş olur.

Kalp kontrolleri ne zaman başlamalı?

Kalp kontrolleri anne karnında başlamalıdır. 3. ayını bitirdikten sonra ultrason ile bebeklerin kalp odacıklarına bakılıp, sağlıklı olduğu teşhis edilmelidir. Doğumdan sonra beş yaş içinde ECHO yapılmalı, daha sonra 20 yaşına kadar hiç olmazsa birkaç kez kan şekeri, kan yağları, tansiyon kontrolü yapılmalıdır.

Kalp sağlığı açısından en riskli dönem hangisi?

20 ila 30 yaş kalp sağlığı bakımından yıpranma katsayısının en fazla olduğu dönemdir. Üniversiteye gelene kadar süper zorlamalı sınavlar, üniversiteye başlayınca aileden ilk kez ayrılma, ilk aşk, evlilik, çocuk sahibi olmak kalbi yormaktadır. Doğduğumuzda kalbimiz sıfır yaşındadır. 20 yaşına geldiğimize ise kalp 20 yaşından daha fazla olduğu kesindir. Önemli olan kalp yaşı ile normal yaşı dengeli götürmektir. Bu dönem en çok sigaraya başlandığı dönemdir. Türkiye’de 15-27 yaşa arasında her gün sigara içme oranı %22, her üç üniversite öğrencisinden birisi (%33) sigara içiyor. 30 yaşına kadar kötü kullanılmış bir kalp erken kalp krizini hazırlar.

Hangi hastalarda sessiz kalp hastalığı görülür?

Ağrı, vücudu koruyan bir mekanizmadır. Ağrı mekanizması bozuk olan hastalar, diyabetliler, KOAH hastaları ve şişmanlardır. Yaklaşık % 20 hastamız bu gruba girmektedir. Ayrıca kadınların arıya tahammüllerinin yüksek olması nedeni ile erkelere nazaran sesiz kalp hastalığı daha çok görülmektedir.

Erişkinlerde kalp kontrolleri ne sıklıkla yapılmalı?

Ailesinde erken kalp hastalığı, kendisinde veya ailesinde diyabet, yüksek tansiyon ve aşırı kilolu olanlar yüksek risk grubundadır. Risk grubundakiler 30, risk grubunda olmayanlar ise 40 yaşında sonra her yıl kan testleri, tansiyon kontrolü ve efor testi yaptırmalıdır. Özellikle 40 yaş sonrası yüksek riskli işlerde çalışan, adrenalini yüksek üst düzey yöneticiler için gelecek için bilgisayarlı koroner anjiyografi yaptırmalarını öneriyorum. Bu mükemmel teknoloji sayesinde gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar hastalıklarının durumu hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Günümüzde gençlerin yaşlarını ve mesleki birikimlerini aşan işlerde çalışmaya başlaması, yaşları itibari ile alamayacağı sorumlulukları almaları, kendilerini ispat edebilmek için kendilerini tüketmeleri koroner kalp hastalıkları riskini artırmaktadır.

Yüksek endorfin kalp sağlığı için iyi mi?

Vücudumuzda kendi ürettiğimiz iki hormon var: adrenalin ve endorfin. Adrenalin, bizi ayakta tutan hormondur. Tansiyonumuzu ve nabzımı yükseltir. Ama çarpıntı, spazm ve yüksek tansiyon yapar. Endorfin ise damarları genişletir. Her ikisi de mutluluk verir ve alışkanlık yapar. İyi bir müzik dinlerken, iyi bir kitap okurken, sakin bir yürüyüşten sonra kan endorfin seviyemiz yükselir. Endorfin ne kadar yüksek, adrenalin ne kadar düşük olursa kalp sağlığı o kadar iyi olur. Kalp sağlığının gerçek formülü adrenalini azaltıp, endorfini artırmaktan geçiyor.

Çocuklar kalp krizi geçirebilir mi?

Çocuklarda kalpten gerçekleşen ölümler kalp krizi değildir. Kalp krizi olabilmesi için kalbi besleyen damarların içinde bir pıhtı oluşup, damarları tıkaması gerekmektedir. Çocuklardaki olaylar genellikle doğumsal olayların getirdiği nedenlerdir. Bu bir kapak darlığı (çoğunlukla aort kapak), doğumsal ritim bozukluğu ve kalbin iki duvarı arası kalınlaşması olabilir. Çoğunlukla çocuklardaki ölümler doğumsal anomalilere bağlı ritim bozukluğu ile olmaktadır. Yeni doğan bebeklerde emme zorlukları, emerken morarma gibi sorunlar yaşanırsa bu doğumsal bir kalp anomalisinin habercisidir.

Soğuk ve sıcak kalp sağlığını nasıl etkiler?

Kalp krizi ve damar hastalıkları kışın artmaktadır. Soğuk, bir spazm faktörüdür. Soğuk direkt göğüsten ya da nefes yoluyla ağızdan alınınca spazma neden olur. Özellikle soğuk havalarda dışarı çıkarken sıkı giyinilmeli ve mutlaka atkı takılmalıdır. Kış aylarında kullanımı artan kimi grip ilaçları ritim bozukluğuna neden olmaktadır. Yazın da aşırı sıcaklar oluşan su kaybı kalp sağlığını tehdit eder. Terleme ile kaybedilen elektrolitler ritim bozukluğuna, kaybedilen su nedeni ile kanın koyulaşarak akışkanlığının azalması da koroner damar içinde mevcut masum bir darlığın tıkanıklık yapmasına neden olabilir. Yazın içilmesi gereken su miktarı; idrar rengi açık olacak miktarda olmalıdır. Bu da yaz ayları için 2,5-3 litre demektir.

Kalp için hangi spor yapılmalıdır?

Kalp sağlığı için en iyi spor hızlı yürümedir. Bünyeyi fazla yormayacak şekilde spor yapılmalıdır. Eğer vücut alışkınsa günde 45 dakika yürümek idealdir. Ancak ilk defa spor yapılacaksa çok yüklenmemek ve vücudu yormamak gerekmektedir. Kalp sağlığı için ikinci önemli spor dalı da yüzmedir. Yapılacak olan spor sırasında nabzın yüzün altında olmaması ama yüz yirminin de üzerine çıkarılması gerek yoktur.

Kalp hastalıklarından korunmanın ilk adımı sigaradan uzak durmak olmalıdır. Sonrasında ise kilo, tansiyon ve şeker kontrol altında tutulmalıdır. Hayatınızdan şeker ve karbonhidratları çıkarınız. Sigara ile hiç tanışmayınız.
kaynakça: http://www.medikalakademi.com.tr/kadinlarda-kalp-hastaliklari-belirtileri-ve-nedenleri/
Share:

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Ferrarisini Satamayan Gezgin

Share:

Farklı bir tatil rotası: Yayla Turizmi

Farklı bir tatil rotası: Yayla Turizmi

Yayla Turizmi
Ülkemizin sahip olduğu kendine has doğal güzellikler sınırsız. Güneyde Akdeniz kıyıları, kuzeyde Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu’nun eşsiz kültürel mirası, hepsi birbirinden kıymetli. Bu sebeple, bu görkemli coğrafyada yapılmayan turizm çeşidi de yok. Yayla turizmi bunlardan bir tanesi. Sahip olduğumuz uygun iklimsel özellikler yayla turizminin kapılarını açıyor. Bu bakımdan ülkemizin kırsal kesimlerindeki benzersiz yaylalar; dağ tırmanışlarına, trekking, yamaç paraşütü gibi etkinliklere, atlı doğa gezilerine, doğal bitki örtüsü incelemelerine, jeep safari ve bunun gibi tüm doğa sporlarına uygun alanlar ile yayla turizmine son derece elverişli.

Yayla Turizm Merkezleri

Yayla Turizm Merkezleri
Kültür ve Turizm Bakanlığı son yıllarda giderek artan bir biçimde yayla turizmini geliştirme ve tanıtma çalışmalarına ağırlık veriyor. Bakanlık son çalışmasından sonra 26 adet yayla turizm merkezi belirledi. Ve bunlardan 24’ü Karadeniz’de yer alıyor. Türkiye genelinde 11 ilde yayla turizm merkezi mevcut.
Sinop’ta;  Ayancık-Akgöl, Türkeli, Kurugöl yaylaları, Ordu’da; Çambaşı, Akkuş-Argın, Mesudiye-Keyfalan, Mesudiye-Topçam yaylaları, Giresun’da; Bektaş, Kümbet, Yavuzkemal yaylaları, Trabzon’da; Çaykara-Uzungöl, Akçaabat Karadağ, Tonya-Erikbeli, Maçka-Şolma, Araklı-Pazarcık, Yeşilyurt Yılantaş yaylaları, Rize’de; Anzer, Ayder yaylaları, Artvin’de; Kaçkar Yayla’ları, Gümüşhane’de; Zigana (Kayak Merkezi) , Bayburt’ta; Kop Dağ’ı (Kayak Merkezi) Gaziantep’te; Hızır (Huzurlu) Yayla’sı, Manisa’da; Spil Dağ’ı ve Antalya’da; İbradı Yayla’sı yayla turizmine hizmet veren merkezler.

Yayla Turizmi Kimler İçin Daha Uygun

Yayla Turizmi Kimler İçin Daha Uygun



Doğayla iç içe yaşamayı seven, macera benim için en büyük tutkudur diyen, tatilde eğlenmek yerine, öğrenmek, keşfetmek ve kendi sınırlarını denemek isteyenler için yayla turizmi ideal. Bitkiler bakımından sınırsız seçenek sunan yaylalarda endemik türlerin araştırmasını yapmak, yaban hayatı gözlemlemek, mevsimine göre bitkiler derlemek, yöresel kültürleri ve yaşam biçimlerini tanımak, kamp kurarak doğa içinde bir yaşam deneyimlemek, değişik bir alternatif.

Yayla Turizmi; Ekolojik Turizm

Yayla Turizmi-Ekolojik Turizm

Zaten yayla turizminin bir amacı da bu yüksek rakımlı ve gizemli coğrafyaların kendine özgü doğal ve kültürel değerlerini koruyarak tanıtmak ve bu bilinci yaymak. Bu işi yapan tur şirketleri içinde yöreye özgü ve ekolojik bilince sahip olan şirketleri seçmekte bilhassa yarar var.
Bu tip şirketler yaylaların ve yayla yaşamının, koruma ve kullanma dengesini dikkate alarak turizm faaliyetleri içinde bulunuyor ve doğal dengeye olağanüstü hassasiyet içinde geziler düzenliyor.
Bu turlar aynı zamanda doğa ile barışık ve sürdürülebilir bir turizm için tura katılan kitleleri bilinçlendirerek, ülkemize yeni doğaseverler kazandırıyor.

Toros Yaylaları

Toros Yaylaları

Toros Dağları, Akdeniz’in başının göğe erdiği yerler. Yörüklerin yaşam biçimini yükseklere taşıdığı bu eşsiz güzellikteki dağlarda yaylalar çok. Bu yaylalarda sıklıkla çam, ardıç, köknar, sedir ağaçları var.
İlkbaharda Yörükler hayvanlarını otlatmak için Toros yaylalarına çıkıyor ve yayla turizm sezonunun da en keyifli zamanı başlıyor. Bu yaylalardaki buz gibi pınarlar doğaseverleri kucağına çağırıyor. Toros dağlarının yamaçlarında narenciye bahçeleri çokken, yukarılara doğru çıkıldıkça çeşitlilikte artar. Her türden maki, sandal ağaçları,  yabani zeytinler, böğürtlen, sakız ağaçları, erguvanlar, kocayemişler ve mevsimine göre muhteşem çiçekler ile baş döndürür. Ve tüm bu ekolojik düzen, içinde her türden yaban hayvanı da barındırır.

Karadeniz Yaylaları

Karadeniz Yaylaları

Yüzünü hoyrat rüzgârlara, eteklerini hırçın dalgalara bırakmış Karadeniz yaylaları da ayrı bir keyif. Bu yaylaların çevresi ladin türü çam ağaçları kaplı. Toroslara nazaran daha nemli, sisli ve yağmurlu olduğundan yeşilin tonları da benzersiz. Bu yaylalarda bulunan ağaç çeşitleri köknar, ladin, sarıçam, sedir, kayın, meşe, ıhlamur, karaağaç, gürgen, kızılağaç, yabani fındık türler.
Share:

Japon Mühendis’ten Yeni Ulaşım Aracı: WalkCar

Japon Mühendis’ten Yeni Ulaşım Aracı: WalkCar

Japon Mühendis’ten Yeni Ulaşım Aracı: WalkCar
Kuniako Saito adlı Japon mühendis, küçük boyutuyla dikkatleri üzerine çeken bir ulaşım aracı tasarladı. “WalkCar” adına sahip olan bu araç, küçük boyutlu, hafif ve kullanışlı olma özellikleriyle ön plana çıkıyor. 3 saatte tamamen şarj olan ve tam bir şarjla toplamda 12 km yol alabilen WalkCar, maksimum 120 kg ağırlık taşıyabiliyor.
WalkCar’ı kullanırken, gideceğiniz yöne göre vücudunuzu çevirmeniz ve araca yön vermeniz gerekiyor. Kapalı mekanlarda ve açık mekanlarda kullanılması için iki ayrı model olarak karşımıza çıkan WalkCar, hafif ve sağlam olması için alüminyumdan yapılmış. Ağırlık olarak yaklaşık 3 kg olan araç, küçük ama marifetli olmasıyla göz doldurmakta. Japon mühendis Kuniako Saito, WalkCar için Ekim ayında Kickstarter üzerinden bağış toplamaya çalışacak. Fiyatının 100 bin Japon Yeni(800 Dolar) olması planlanan projenin2016 yılının ilkbahar aylarında satışa sunulması bekleniyor.
Share:

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Aamir Khan Filmleri


Aamir-Khan

Aamir Khan Filmleri

Günümüzün en ünlü Hintli oyuncusu sanırım Aamir Khan olmalı. 1965 doğumlu oyuncunun yapımcılık ve yönetmenlik deneyimleri de var. Henüz sekiz yaşında ilk oyunculuk deneyimini tadan Aamir Hussain Khan, tüm Dünya’daki en ünlü Müslüman aktörlerden biri…
Rajkumar Hirani’nin yönettiği Üç Aptal (3 Idiots) oyuncunun en iyi filmi bence. İyi bir komedi izlemek isteyenlere önerdiğim bir Hint yapımı. Alışık olunan yerli ve Hollywood komedilerine alternatif arıyorsanız değerlendirebilirsiniz. Usta oyuncu, bu filmle birçok ödül almıştı aynı zamanda.
Son dönem Bollywood yapımı arayanların da zevkle izleyeceği film ise, Lagaan… 2001 yapımı film, Akademi Ödülleri’ne aday gösterilmişti. Bollywood ile çağrıştırılan müzikal, aşk ve bir miktar maceranın en hoş harmanı bu filmdir…
2013 yılında gösterime giren Dhoom 3 filmide beni çok etkileyen filmlerinden olmuştur Aamir Khan’ın. Filmde macerayı, sevgiyi bolca tadabilirsiniz. Açıkçası filmde Aamir Khan oldukça etkileyici bir performans sergiliyor.
Akılda kalan bir diğer filmi ise 2007 yılında gösterime girmiş olan, Yerdeki yıldızlar Her çocuk özeldir filmi. Özellikle anne babaysanız şiddetle izlemenizi tavsiye edebilirim. Film duygusal olduğu kadar da sürükleyici, bir solukta bitirebileceğiniz türden bir yapım.
PK, sanatçının bildiğim son filmi ve tüm hünerlerini de birlikte sunduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Belki öncekiler kadar ilgi çekici olmayabilir; ama fırsatını bulanın kaçırmaması gerekiyor bence… Piyasada film olarak izlediğimiz bir çok yapımdan daha iyi olduğu kesin.
Aslında Hint filmleri ile aram pek iyi değildir. Daha çok pahalı prodüksiyonları izlemekten zevk alırım fakat ilk izlediğim 3 idiots filminden sonra Aamir Khan’ın oynadığı filmler dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Filmlerde ki dans sahnelerini geçince izlediğim her filminden zevk aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
Share:

7 Ağustos 2015 Cuma

Afrika düşündüğünüzden daha büyük!

Afrika düşündüğünüzden daha büyük!
Normal bir düz haritaya baktığımızda Grönland’ın neredeyse Afrika kıtasından büyük olduğunu görürüz. Ancak Afrika, Grönland’dan 14 kat daha büyük!
afrika-karsilastirma-2
Dünya küre şeklindedir ve küre üzerindeki bir şekli bir düzleme aktarmaya çalıştığınızda gerçeğinden uzak boyutlarda bir sonuç ortaya çıkar. Bu, özellikle kutup bölgelerine yakın olan ülkelerin gerçekte olduğundan çok daha büyük görünmesine sebep olur.
Scientific American ise Dünyanın tam merkezinde kabul edebileceğimiz Afrika kıtasının gerçekte ne kadar büyük olduğunu gösterebilmek için bir grafik hazırlamış.Bu grafiğe göre 30,4 milyon kilometre kare büyüklüğe sahip Afrika kıtasına; Çin, Hindistan, ABD, Japonya ve çok sayıda Avrupa ülkesini sığdırmak mümkün.
afrika-karsilastirma-3
Share:

Ruslardan yeni nesil tank: T-14 Armata

Ruslardan yeni nesil tank: T-14 Armata
İlk olarak Rusya’nın kurtuluş günü kutlamalarında görünen yeni nesil rus tankı ile ilgili detaylar netleşiyor.
Rusya, ordusunu yeni nesil zırhlı araçlarla yenilemeye başladı. Armata isimli kaide (zırhlı araçların paletli alt kısmı), yeni nesil zırhlı araçların ana plaformunu oluşturuyor. Bu kaide daha önce T-15 isimli zırhlı araçta kullanılmış. Yeni nesil tank T-15 de aynı kaideyi kullanıyor.
T-14-2
Şu ana kadar 20 adet üretelin T-14 Armata isimli tanktan 2015’ten 2020’ye kadar 2.300 adet üretilmesi planlanıyor. 10,8 metre uuznluğunda, 3,5 metre genişliğinde ve 3,3 metre yüksekliğindeki tankın ağırlığı 48 ton (savaş durumunda ek teçhizatlarla 49 ton). 80-90 km arasında hız yapabilen tankın menzili de 500 km. Her bir tankın birim maliyeti ise 7,6 milyon dolar.
T-14 Armata’nın en büyük özelliği, turret’inin (top kulesi) otomatik olması. Bu şekilde bu koca tank sadece 3 mürettebatla kontrol edilebiliyor. Mürettebatla turret ve arka bölüm arası zırhla ayrılıyor ve olası isabet alma durumlarında mürettebatın kaybı riski azalıyor. 125 mm’lik ana topa sahip T-14 Armata, kolay bir modifikasyonla 158 mm top takılmasına da hazır olarak üretilmiş.
T-14-3
Rusya’nın bir önceki nesil ana muharebe tankı T-90, hafif zırhı ve yüksek manevra kabiliyeti ile ön plana çıkıyordu. Amerikan Abrams tankından 20 ton daha hafif olmanın bedeli de yüksek kapasiteli tank mermilerine karşı daha savunmasız olması sonucunu çıkarıyordu. T-14 Armata ise geliştirilmiş ağır zırhı ile bu açığı kapatıyor.
Ruslar yeni nesil tanklarına çok güveniyorlar. İdddialarına göre ürettikleri bu tank, Batı’daki diğer tüm tankların en az 20 yıl ilerisinde.
Kaynaklar:
Share:

Uranyum yiyiyor olabilir misiniz?

Uranyum yiyiyor olabilir misiniz?
Periyodik tablodaki potasyum, demir, kalsiyum gibi elementlere çoğumuz aşinayız. Tabloda aşağılara indikçe radyoaktif elementlere rastlıyoruz ve doğal olarak beynimiz onları nükleer reaktörlerle bağdaştırıyor, sabah kahvaltınızla değil.
Uranyum atom numarası 92 olan, yoğun ve radyoaktivitesi görece olarak düşük bir element. Genellikle suda ve toprakta bulunuyor. Uranyumu topraktan çıkararak 3 izotopundan da yararlanılıyor. İzotoplardan daha az radyoaktif olanı eskiden mermi yapımı ve zırh kaplamalarında kullanılıyordu. İkinci ve daha radyoaktif olanı ise nükleer silah yapımı ve enerji üretiminde kullanıyor.
Uranyuma maruz kalmak için illa ki savunma sanayinde çalışmanız ya da madenlerine yakın olmanız gerekmez. Aslında uranyuma maruz kalmanın bilinen en yaygın yolu onu yemek! Patates ve şalgam gibi tarım ürünleri uranyumca zengin bitkilerden sadece iki tanesi. EPA’ya [Environmental Protection Agency], ortalama bir insan günde 0,07 ila 1,1 mikrogram arası uranyumu besinlerden alıyor.
Yine de bu haber kök sebzelerden kaçınmanızı gerektirecek kadar kötü değil. Vücutta uranyumun birikmesi oldukça zor olduğundan günlük uranyum alımı bu sürecin başlaması için oldukça yetersiz. Sindirilen uranyumun %95-99’u sindirim atığı olarak vücuttan atılıyor. Kalanının %70’i de 24 saat içinde idrar yoluyla vücudu terkediyor. Düşük miktarda uranyum ise sindiriminden aylar, yıllar sonra kemiklerde kalmaya devam edecektir. Yine de uranyum yemek, onu solumaktan çok daha güvenlidir.
Peki ya uranyum bir eser element değil de ana yemeğiniz olsa? Yüksek miktarda radyoaktif madde tüketmenin kansere yol açtığı bilinen bir gerçek. Ne var ki, radyasyona maruz kalmanın uzun vadedeki etkileri anında ortaya çıkan kimyasal toksik etkilerin yanında zayıf kalıyor. Uranyumun ilk hedef noktası böbrekler: 25 mg’lık alımdan itibaren zararlı etkiler görülmeye başlıyor. 50 mg’dan sonra ise böbreklerin iflası ve ölüm gerçekleşiyor. Ayrıca fareler üzerinde yapılan bir deneyde, uzun süre boyunca uranyuma maruz kalan farelerin beyinlerinde kimyasal değişiklikler görülmüş.
Yüksek dozda uranyum almanın ölümcüllüğü korkutucu bi gerçek olsa da, henüz ağız yoluyla uranyum alımından kaynaklı kayda geçen bir ölüm vakası yok. Yine de yediklerimize mümkün oldukça dikkat etmek, uranyum kaynaklarına yakın yerlerde yetişen sebze-meyvelerden uzak durmak daha iyi bir seçim sanki…
Share:

C Vitamini, kalp hastalıkları ve erken ölüm riskini azaltıyor!

C Vitamini, kalp hastalıkları ve erken ölüm riskini azaltıyor!
C vitamini, günlük hayatta adını en sık duyduğumuz vitaminlerin başında geliyor. Gribal enfeksiyon tedavisinde birebir olan bu vitamin; bir nevi ‘şifa’. Ancak bu çalışma, C vitamininin çok daha güçlü bir özelliğini ortaya çıkarmış; Kopenhag Üniversitesi araştırmacılarına göre; meyve ve sebzelerden alınan C vitamini kalp hastalıkları ve erken ölüm riskini azaltmada oldukça önemli bir etmen.
Yeni yayımlanan bu çarpıcı çalışmaya göre; 100.000 Danimarkalı denek üzerinde yapılan araştırmalar sonucu; bireylerin DNA’ları yanında, meyve ve sebze yoluyla sıklıkla C vitamini alımı gerçekleştiren bünyelerde kardiyovasküler hastalık geliştirme riski,bu meyve ve sebzeleri seyrek olarak tüketenlere göre % 15 ve erken ölüm riski de % 20 oranında azalıyor. Bu, aynı zamanda, kanda meyve ve sebze alımına bağlı yüksek oranda C vitamini ile de görülebiliyor.
C vitamini, diğer tüm yeteneklerinin yanında; vücuttaki farklı doku ve organları birleştirici doku oluşumuna yardımcı oluyor. Bu vitamin aynı zamanda, vücuttaki hücre ve biyolojik molekülleri, kardiyovasküler sistem hastalıkları da dahil; çeşitli hastalıklardan gelebilecek olası zararlara karşı koruyan güçlü ve nüfuz edici bir antioksidan. Ancak insan vücudu C vitamini üretebilme yetisinde değil; dolayısıyla bu vitamini besinlerden elde etmesi elzem.
Kopenhag Üniversitesi araştırmacıları; meyve ve sebzenin her zaman pekçok faydası olduğunun bilindiğini; ancak bu çalışmayla önemli bir noktaya parmak bastıklarını belirtiyor. Bol bol meyve ve sebze tüketmek; kandaki C vitamini seviyesini artırmada, dolayısıyla uzun vadede kardiyovasküler hastalıklar ve dahi erken ölüm riskini azaltmada etkili. Araştırmacıların burada değindiği en önemli nokta ise; C vitaminini dışardan almak yerine doğal yollarla; yani beslenmeyle edinebilmek. Böylece uzun vadede daha sağlıklı bir yaşam şekli de garanti edilmiş oluyor.
Share:

NASA, 1400 ışık yılı uzakta Dünya benzeri bir gezegen buldu

NASA, 1400 ışık yılı uzakta Dünya benzeri bir gezegen buldu
NASA, SETI ve Cambridge Üniveritesindeki bilim insanlarından oluşan bir takım, Perşembe günü Dünyaya çok benzeyen ve Güneşe benzer yıldızının etrafında dönen bir gezegen keşfetti.
20 yıldır Dünyaya benzer bir gezegen arayışında olan insanlar sonunda buldular ve ona Kepler 452b adını verdiler.
Bazı bilim insanları dünya-dışı-yaşamın Dünyadan çok uzakta, Güneş Sistemimizin dışında olduğunu düşünüyorlardı. Bunun sebebi sistemimizde yaşam (belirtisi) bulunduran tek gezegenin Dünya olması. Ne var ki, galaksimiz Samanyolunun dışında yaşam olduğuna neredeyse tamamen eminiz.
Kepler 452b sonsuza kadar ilk “İkinci Dünya” ya da NASA’nın deyimiyle “Dünya 2.0” olarak hatırlanacak ve onun hakkında şimdiye kadar öğrenilenler şöyle:
  • Dünyadan %60 daha büyük.
  • Kayalıkları olduğu sanılıyor. Bu da Jüpiter gibi sadece gazdan oluşmayıp katı bir yüzeye sahip olduğunu gösteriyor.
  • Dünyadan 1400 ışık yılı uzakta bulunuyor.
  • Yıldızının etrafındaki turunu 385 günde tamamlıyor, ki bu da Dünyanın tur süresine çok yakın.
  • Yıldınızın yaşı 6 milyar; yani Güneşten 1,5 milyar yıl daha yaşlı.
Kepler 452b’de yaşam olup olmadığı henüz bilinmese de, Jon Jenkins tarafından yapılan açıklamada Dünyadan daha yaşlı ve yaşama elverişli bir gezegen keşfedilmesinin son derece ilham verici olduğundan ve uzaydaki yaşam arayışının ilerlemesi için önemli bir adım olduğundan bahsediliyor.
Dahası, Kepler 452b Dünyanın aldığından %10 daha fazla enerji alıyor. 1,5 milyar sonra ise Dünyanın Güneşten alacağı enerji aynı oranda artacak. Bu da Kepler 452b’in “Dünyanın gelecekteki hali” olabileceğini gösteriyor.
12 Yeni Gezegen
NASA , gezegen avına çıkması için Kepler adında bir teleskop kullandı ve onunla potansiyel Dünyalar aramak için yola çıktı. Bugüne kadar keşfedilen gezegenlerden Dünyaya en çok benzeyen gezegen Kepler 452b ve bu Kepler için daha başlangıç.
Kepler, Kepler 452b’in dışında Dünyanın boyutlarında 11 gezegen daha buldu. Bunlardan sadece Kepler 452b bir G yıldızının etrafında dönüyordu (Güneş de bir G yıldızıdır). Diğerleri K ve M yıldızlarının etrafında dönüyorlar ve bu tip yıldızlar G yıldızlarından daha soğuk ve sönüktür.
SETI’de araştırmacı bilim adamı olarak görev yapan Jeff Coughlin, diğer 11 gezegenin gerçekten gezegen olup olmadığının araştırılması ve diğer teleskoplarla da verilerin onaylanması gerektiğini söylüyor.
Kepler 452b ise kendini kanıtladı ve galaksimizde Dünya dışında hayat olabilecek başka gezegenler aramak için umut kaynağı oldu. Jenkins, G yıldızlarının etrafında dönen ve Dünyanın boyutlarında olan birçok gezegen olduğunu doğruluyor. Belki de Samanyolunda hayat barındıran tek gezegen bizimki değildir…
Share:

9 Haziran 2015 Salı

Güneş enerjili uçakla Büyük Okyanus'u geçme girişimi

Güneş enerjili uçakla Büyük Okyanus'u geçme girişimi


İsviçreli pilot Andre Borschberg, güneş enerjisiyle çalışan tek kişilik uçağıyla Büyük Okyanus üzerinde hiç durmadan, Çin'den Haiti'ye geçme denemesine başladı.
Kanatları bir yolcu uçağınınınkinden daha büyük, ancak ağırlığı bir araba kadar olan uçak Nanjing'den Türkiye saatiyle 21.39'da ayrıldı.
8 bin kilometrelik yolculuğun beş altı gün sürmesi bekleniyor. Borschberg bu süre içinde neredeyse tamamen uyanık kalmak zorunda.
Borschberg'in bir defada en fazla 20 dakika uyuyabileceği belirtiliyor.
Uçağın yolculuğu Monaco'da oluşturulan kumanda merkezinden izlenecek.
Meteorologlar ve uçuş stratejisi uzmanları, en iyi rota konusunda Borschberg'i sürekli bilgilendirecek.
Büyük Okyanus'u geçme girişimi, güneş enerjisiyle çalışan uçağın dünyanın çevresini dolaşma denemesinin yedinci ayağını oluşturuyor.
Proje, Mart ayında Abu Dabi'den başladı.
Ancak uçak okyanusta ideal hava koşullarının oluşmaması nedeniyle bir aydan uzun bir süredir Çin'in doğu kıyısında bekliyordu.
Uçağın ilerleyebilmesi için rüzgara ve kanatlarındaki pillerini için açık havaya ihtiyacı var.
Pillerinin akşam gün batımına kadar dolması ve bu yolla ertesi gün güneş doğuncaya kadar yoluna devam edebilmesi gerekiyor.
Solar Impulse projesi şimdiden bir dizi dünya rekoru kırdı. Solar Impulse -1, 2013'te ABD'yi boydan boya geçen ilk güneş enerjisiyle çalışan uçak oldu.
Ancak dünya turu için Solar Impulse-1'den daha büyük bir uçak yapıldı.
Yeni modelin kanat açıklığı 72 metre. Uçağın kanat açıklığı genişliği Boeing 747'ninden daha büyük. Ancak Solar Impulse-2'nin ağırlığı sadece 2.3 ton. Uçağın hafifliğinin başarısı için kritik önemde olduğu belirtiliyor.
Tek kişilik uçağı Andre Borschberg (sağda) ve diğer İsviçreli pilot Bertrand Piccard dönüşümlü kullanıyor.
Aynı şekilde kanatlardaki 17,000 bin adet güneş enerjisi hücresi ve gece uçuşlarında kullanılacak lityum iyon piller de yaşamsal önemde.
Büyük Okyanus'un üzerinde gece karanlığında yapılacak uçuşlar rekor denemesinin en zorlu bölümlerini oluşturuyor.
Düşük hızlı pervaneyle çalışan uçak okyanus üzerinde hiç durmadan uçacak.
Bu nedenle rekor denemesi aynı zamanda bir dayanıklılık sınavı da olacak. Kokpitin hacmi 3.8 metreküp. Yani bir telefon kulübesi kadar.

Share: